Etik argümanlara yanlış temel arayışı üzerine

Spesifik bir olay hakkında yapılan bir yorumdan genel olarak bir çıkarım varmaya çalışacağım. Bu yüzden yorumun kendisi dışında olayın pek önemi de yok aslında. Yorumun olaya dair bilgiden arındırılmış özü şu:

Mahkemeye gitsen, buna ne derdi?

Sorun gündelik ve ahlaki. Ancak kişi kendi ahlak görüşünü dile getirmek ve savunusunu yapmak yerine yerine tanık gösterme yoluyla argümanını desteklemek istiyor. Böyle gündelik meselelere yönelik argümanlarda, kişisel ve ahlaki bir görüş için tanık gösterilecek bir dayanak olarak mahkemelerin anlamı üzerine biraz atıp tutmak istiyorum. Okuyan hukukçu, hukuk felsefesi ve etik çalışan kişiler, eksik ve kusurlu kısımları açıkça belirtilerse çok sevinirim.

Aşağıdan yukarıya doğru bir yaklaşım ile adım adım yazacağım. Yani pratikte mahkeme, teoride mahkeme, kanunilik, hukukilik, etik gibi meselelere teğet geçerek yukarı doğru bir sıra izleyeceğim.

1. Hukuk devleti kavramının yalnızca anayasada geçen, işi hboş bir ifade olduğu, mevcut anayasanın, kanunların ve diğer mevzuatın metnini bir kenara bırakıp pratiğe baktığımızda dahi aşikar. Gerek dönemsel politik meseleler gerek süregelen hukuk kültürü nedeniyle bu topraklarda yargı güvenilir olmaktan hep uzaktı. Şu an ise güvenilir sözcüğü ile aynı cümlede bulunması absürt.
2. Pratiği fazlasıyla kısa keserek bir kenara koyuyorum. Mahkemeler kararlarını mevzuat, içtihat ve hakimin takdir yetkisine dayanarak verirler. Mevzuat yasa koyucu tarafından değişebildiğinden ve diğer ikisine temel olduğundan en esnek yani değişken karakterli olandır. İçtihat, mevzuat değişiminin radikalliğine bağlı olarak, değişimin esas ve usulde olduğuna göre aynen kalabilir ya da çöpe atılıp tedavülden kalkmış hukuk kitaplarında yerini alabilir. Takdir yetkisi de mevzuat hükümlerine tabi olup spesifik olayın nitelikleri ile içtihatlara göre değişir. Bu kapsamda teorik olarak tutarlı bir genelgeçer etik argüman için böyle esnek bir zeminin kullanılması yanlış olmasa da şüphelidir. Zira isnat edilen bağlam her biri değişken katmanlara dayanmakta.
3. Bir üst katmana çıkalım. Daha önce de bir iki tartışmada konu edilmiş hukukilik (legitimacy) ve kanunilik (legality) meselesine geliyorum. Laf salatası yapmayacağım. Yakın zamanda KHK’lar yoluyla verilen ve kanuni olarak kusursuz kararların göz göre göre hukuksuz olduğunu her gün tartışıyoruz zaten. Yalnız kar lastiği düzenlemesi, evlilik programlarının kapatılması ve epilasyon merkezleri ile ilgili maddeler gibi örnekler bundan müstesna. Kanımca bunlar zaten kanunilik anlamında kusurlu pratikler (Bu cümle teyide muhtaç, hukukçular göreve).
4. Ülkelerdeki hukuk anlayışları da hukukun neyi amaçladığı sorusuna verdikleri cevaplara göre değişecektir. Bu bağlamda ülkelerin politik meyillerinin hukuk felsefesine nasıl tezahür ettiği, ülkenin sosyal demokrat, totaliter, liberal meyillerinin bu felsefeler dahilinde yasalarda öncelikleri nasıl değiştirdiği ön plana çıkıyor. Zira etik ile iç içe geçen bu açmazlarda birey – toplum, birey – devlet arasında yasa koyucunun durduğu taraf, yasaların da – evrensel, genelgeçer bir hukuki zeminde oturduğunu iddia eden pozitif hukukçuluğun aksine- kaygan bir zemin olmasına sebep olur. Önceliklerinizi paradigmanız, bunu da ideolojiler, kültürler, sosyal yapı gibi etmenler belirler. Kanuni olmanın adil/doğru olmaya yetmediğini bir önceki maddede söylemiştim. Burada da hukuki olmanın adil olmaya yetmeyeceğini iddia ediyorum. Zira evrensel bir hukuk algısı, birtakım açmazlarda paradigmalara bağlı olarak farklı görüşler ortaya atılabilmesi nedeniyle çürük ve yanlış bir algıdır (Laf salatası içinde yanlış ifadem varsa hukuk felsefecileri göreve).
5. Doğru ve yanlış ayrımı ettiğin bir konusudur. Pozitif hukuk her türlü ahlaki ve politik söylemden uzak bir hukukun varlığı üzerinden hareket etse de hukuk etikten bağımsız düşünmek doğası gereği mümkün değildir. Tartışılabilir ancak bu aşamada yeri değil. Bu durumda Kantçı ahlak bir yanda, ardından gelen ve farklı istikametlerde ilerleyen Mills ve Rawls gibi fikir adamlarının ahlakı diğer yanlarda saf tutup aynı sorunlara farklı yerlerden bakarak doğru ve yanlış şeklinde değerlendirme yaparken kimse genelgeçer, evrensel bir ahlak olgusundan bahsedemez. Bu anlamda da hukukun doğru yanlış ayrımının da sabit ve evrensel bir temele dayanması olası değildir (Etikçiler – istirham ediyorum- göreve)

Yukarıda saydığım nedenlerden dolayı, bir eylemin doğru ve yanlışlığı üzerinde bir argüman geliştirdiğinizde bunu kalkıp da “mahkemeler ne yapardı” gibi korkutucu gevşeklikte bir temele dayandırmak yerine kendi kıçınız gibi daha sabit bir temele dayandırmayı seçin. Üstüne oturduğunuz şeye de güvenmiyorsanız o zaman boşuna argüman da geliştirmeyin.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s