Değer üzerine

Değer üzerine

Fahrenheit, Kelvin veya Celsius sıcaklık için ne ise para da değer için odur. Para çoğarika ya da orospuçocuğu para deyip totemleştirerek komik duruma düşmeyin. Argümanlarınızı sağlam temellere oturtun pls.

Reklamlar

Olgular, evrim ve din üzerine

İnsanlık tarihi doğası gereği ilericidir. Çünkü evrimsel bir süreçte yer alır. Bütün toplumsal olgular, insan evriminin bir parçası olarak meydana gelmiş, işe yarar olanlar varlığını sürdürmüştür -daha doğrusu işe yaramaz olanlar ortadan kaybolmuştur diyebiliriz. Mülkiyet, aile, cinsiyet, dil, ulus, devlet, ideoloji, din gibi olgular insanın hayatta kalabilme amacı için kollektif ve evrimsel çözümlerden ibarettir.

Bu bağlamda yakın zamana kadar birey olarak hayatta kalmayı beceremeyen insan, toplumsal kabul ve aidiyet hislerinin tatminini özgürlüğüne tercih etmek zorunda kalmıştır. Uygarlık dediğimiz şey, insanın yalnız başına ve birey olarak hayatta kalabilmesine imkan sağlayacak düzeye geldikçe artık işlev yitiren, geçersizleşen bu olgular da birer birer ortadan kalacaklardır.

Bunlardan şu anda en çok zarar vereni de -en kısa zamanda, ben göremeyecek olsam da, ortadan kalkmasını umduğum- dindir.

Ah uygarlık!
Ah uygarlık!

Duyduklarıma inanamıyordum. “Onlara soracak olsanız, inandıklarını söylerlerdi.”

“Dört milyar insan Tanrı’ya inandığını söylüyor fakat çok azı gerçekten inanıyor. İnsanlar Tanrı’ya inansalardı, hayatlarının her dakikasını bu inancın izinde yaşarlardı. Zenginler servetlerini ihtiyacı olanlara verirlerdi. Herkes, doğru dinin hangisi olduunu belirlemek için zıvanadan çıkardı. Hiç kimse, yanlış diniseçmiş olabileceği ve sonsuz lanetlenme, kötü reenkarnasyon ya da tasavvur edilemeyen başka sonuçları seçmiş olabileceği düşüncesiyle rahat yaşayamazdı. İnsalar hayatlarını, başkalarını da kendi dinlerine geçirmeye adarlardı.

 

mothergoose

 

Tanrı’ya inanç, dünya üzerindeki şu kısa yaşamın uyanık geçen her anını etkileyecek, yüzde yüz takıntılı bir adanmışlık gerektirir. Fakat şu senin dört milyar sözde inanan, küçük bir kısım dışında, hayatını bu şekilde yaşamıyor. Çoğunluk, dünyevi ve pratik bir fayda olarak, inançlarının yararlığına inanıyor fakat altta yatan gerçekliğe inanmıyor.”

Duyduklarıma inanamıyordum. “Onlara soracak olsanız, inandıklarını söylerlerdi.”

“İnandıklarını söylerlerdi çünkü inanıyormuş gibi davranmak, dinden faydalanmak için gerekli. Diğer insanlara inandıklarını söylüyorlar ve inananların yaptıklarına benzer şeyler yapıyorlar; dua etmek, kutsal kitapları okumak gibi. Fakat gerçek bir inananın yapması gereken şeyleri yapmıyorlar.”

Tanrı’nın Enkazı, Scott Adams, DKY Yayınları

Bilim-din üzerine yazılara girizgah

Bilim-din üzerine yazılara girizgah

 

Friendfeed’de -evet, hala friendfeed kullananlar var- gördüğüm şu görsele yaptığım yorumu buraya ekliyorum. Daha detaylı yazasım var, ancak belki başka bir zaman (Oxford comma kullandım).

Din dokunulmazları, kutsalları ve tabularıyla sınırlar çizer. Bu sınırlar teorik ya da ilkesel olmakla kalmaz, günlük hayata da yansır. Ancak bilimin sorgulayıcı yapısı bu kutsalları sorgulamaya çalıştığında orada yaşanacak olan olay tamamen bilim insanının paradigmasına bağlıdır. İnanan bilim adamı inandığı şeyi ispata yönelik varsayımlar ve önermelerle hareket eder. Varsayımlarını itikadı gereği oluşturur ve böylece kendince “yanlışlanamaz önermeler” ortaya koyar. Ancak muhafazakar olmayan bir bilim insanı önermelerini deneylerin sonucunda elde edilen tespitlere göre oluşturur. Tartışmaya açık da olsa, bilimin önüne geçmiş bir hal de alsa bilimsel yöntem mümkün olduğunca etik kurallarına dayanmak dışında limitsiz sorgulama yapar. Fark budur.

Not: Yorumda değindiğim bilimsel yöntem meselesi üzerine de yazacağım bir ara. Şimdilik şöyle diyeyim: Long Live Feyerabend!

 

Sakal Günlüğü’ne hitaben.

Sakal Günlüğü’ne hitaben.

Sakal Günlüğü sayfasındaki şu yazıya cevaben yazılmıştır.

Yazıya temeli oluşturacak önermelerle başlıyorum. Bunların anlaşılması devamında kolaylık sağlayacaktır.

Önerme 1: Mevcut toplumsal sistem,  her sistem gibi girdi, çıktı, süreç,  çevre ve bunları ayıran sınırlardan oluşur. Ancak toplumsal her olgu doğası gereği mekanik ve statiklikten uzak, tam anlamıyla dinamik ve komplekstir. Bu durum toplumdaki her elemanın birbirine bağımlı rolleri olduğunu, bağımsız birer kimliğinin olmadığı anlamına gelir. Yani toplum denen açık sistemde bu yapının bir gereği olarak ilk cümlede saydığım elemanlar sabit değildir. Bir nesne, kişi, olgu ve olay bu sistem içinde hem girdi hem çıktı hem süreç hem çevre hem de sınır rollerinde yer alır.

Continue reading “Sakal Günlüğü’ne hitaben.”